Anasayfa Genel Bilgiler Coğrafya İdari Yapı Sosyal ve Kültürel Yapı Tarih ve Mitoloji Turizm-Gezi Ulaşım-Konaklama Resimler Haberler Ziyaretçi

                               TARİH VE MİTOLOJİ


 

TARİH                 

Kuruluşu ile ilgili kesin bilgiler bulunmamakla birlikte Çakraz' ın tarihini, Amasra'nın tarihinden ayrı düşünmek mümkün değildir. Bu da ortalama 2500 – 3000 yıllık bir dönem demektir.

            Bazı kaynaklar yörenin ilk sakinlerinin Erythinoslar olduğunu belirtirler. Bundan sonra İyonya döneminde Çakraz’ ın İon kolonisine katıldığı belirtilmektedir.(MÖ. 6. y.y)  Daha sonra MÖ. 580’ de Lidya; 547’ de Pers egemenliğine girer. MÖ.308 – 286 yılları arasında Amasra’daki Amastris dönemi gelir. Kraliçe Amastris’ in ölümünden sonra sırasıyla, Pontus, Roma, Bizans ve Cenevizliler dönemi yaşanır. Nihayet 1460 yılında Amasra’ nın Türkler tarafından fethedilmesi ile birlikte Çakraz da Türk egemenliği altına girer.

            Çakraz’ ın tarihi ile ilgili en güvenilir yazılı belgeler Osmanlı dönemine aittir. Osmanlı döneminde tutulmuş olan belgelerde Çakraz’ ın Osmanlı’ nın tekne ihtiyacını karşılamakta kullanılan önemli bir iskele olduğu apaçık bellidir. Yine 19. yüzyıl sonu ve 20. yüzyıl başlarında özellikle Amasra ve çevresindeki kömür madeni ocaklarının maden direği ihtiyaçlarının karşılanmasında Çakraz ve çevresindeki ormanlık alanlardan kereste elde edilip bunlar da o zaman için önemli bir iskele olan Çakraz iskelesinden ilgili yerlere sevk edilmiş olduğu bilinmektedir.

            Öte yandan ilk çağlardan beri bölgeyi ziyaret etmiş olan bazı yabancı gezginlerin Çakraz ile ilgili olarak yazmış oldukları ve elimizde sınırlı sayıda da olsa bulunan bazı belgeler de çeşitli yüzyıllarda Çakraz ve çevresi ile ilgili aydınlatıcı bilgiler vermektedir. vermektedir

            Çakraz’ ın ilk adının ne olduğu hakkında da kesin bir bilgi yoktur. Bilge UMAR,”Paphlagonia” isimli eserinde Çakraz’ ın adı ve tarihi konusunda:

            “Erythinoi, Helen dilinin çoğul üretme kurallarına göre Erythinos sözcüğünün çoğul biçimidir; Erythinos’lar ya da Erythinos’lular anlamına gelmektedir. Ancak kök sözcük görünümündeki ERYTHİNOS’ UN ESKİ Helen dilinde anlamı yoktur. Kentin, bir Anadolu dilinden gelme asıl adı Helenlerce erytros (kızıl) sözcüğü ile ilgili bir ada benzeyecek biçimde bozularak Erythinoi’ ye çevrilmiş olmalıdır. Gerçekten de bu adı ona İlliada’ nın anlattığı çağda(MÖ.. 1200 dolayları), hatta İlliada’nın derlendiği çağda (MÖ. 9. yüzyıl) Paphlagonia’ daki bir yerli kentinin Helen dilinden gelme bir ad taşıması olanaksızdı. Üstelik İlliada’ da o adla bir kentin anılmak istendiği de kesin değildir; hiç değilse, Strabon çağında  (MS. 1. yüzyıl başı) orada bir kent kurulmamıştı ya da eskiden varken yıkılmış, varlığını köy niteliğinde bile sürdürememişti. Çünkü Strabon Erythinoi için,” bunlar iki yüksek kayalardır. Diyor, bir kent ya da köyden hiç söz etmiyor. İlk çağın ileri döneminde, burada bir kentçiğin kurulduğu anlaşılıyor. Kentçiğin yeri Amasra’nın doğu yakınında, karayolu üzerinden 20 km kadar ilerisinde, kıyıdaki Çakraz’ da saptanmıştır. Çakraz köyü deniz kıyısından içeriye doğru uzanır: Çok yakınında yukarıda Bozköy bulunur ve bu yüzden bazı haritalarda iki köyün birden Çakrazboz diye işaretlendiği görülür. Hirschfeld, 1880’  lerde orada ve çevresinde mermer mimarlık yapıtı parçalarına rastlamıştı. Kalinka da oradan bir saat yürüyüş uzaklığında kuzeydoğuda bir kaya üzerinde yazılı kabartma bulmuştu; bu kabartmada 15 genç erkek ile bir tanrıça canlandırılmaktaydı… “ demektedir.

            1817–1819 yılları arasında Bartın ve çevresinde gezi yapan Papaz Minas Bıjikyan Çakraz le ilgili olarak; “ Delikli Şile Amasra’nın 9 mil uzağında elverişsiz bir limanı ve Çakras adlı bir burnu olan yerdir. Arriaons burada Eritalı namıyla bir Grek halkının yaşadığını yazar” demektedir.

            Yine XVIII. Yüzyıl Osmanlı Coğrafya Yazarı Uluslu İbrahim Hamdi Efendi “ATLAS” isimli esrinde şunları yazmaktadır.

            “Deniz kenarından 9 mil doğuda Deliklişile (Bugünkü Akkonak Köyü) adında, ikiye ayrılmış kayalık bir yerin arasından geçilir. Yakınında bir mescidi ve iskelesi olan nahiyeye Külas (Gövelez= Çakraz) derler.

            Burada zeytin ve incir ağaçları nahiye ve çeşitli meyvecilik üretimleri yanı sıra soğuk suları hiç eksilmeyen değirmenleri vardır.”

            Çakraz ile ilgili başka kayıtlar da Morand Hommaire de Hell’ e aittir. 1847 yıllında Amasra ve çevresinde gezen bir mühendis olan Hell, Çakraz’ ın otuz evli bir kıyı köyü olduğunu ve burada her yıl taka türünden 10 tekne yapıldığını belirtmiştir.

            1838 25 Mayıs’ında Eugene Boré Amasra’ ya deniz yoluyla yapmış olduğu bir yolculukta Çakraz’ a vardığını söyler. Boré şöyle demektedir:

            “25 Mayıs’ ta Kitros’a (Cideros) hareket için, uzun ve yorucu karayolu yerine daha tehlikeli olan denizden bir tekne ile seyahat etmeyi seçtik. Kendimizi Türk gemicilere emanet ettik. Yolculuğumuz kısa sürdü ve Çakraz’ a vardık… Burada birkaç sandal ustası karaya indi. Biz de bu süre zarfında bir hangarın temelinde güllerle süslü iki beyaz mermeri inceledik. Bizim müzelerimizdeki “ güller “ gibi, eski birer sanat eseriydi bunlar… Buralar Eritrinien kolonilere aitti.”

            (Gezginin hangar diye tanımladığı yapının şimdiki Çakrazşeyhler Camisinin bulunduğu noktadaki bir yapı olması mümkündür.)

            1869 da yayınlanan ve Dilaver Paşa Nizamnamesi diye bilinen ünlü tüzükte maden direği yapımı için bölgede ağaç kesiminin düzenlenmesine çalışılmış fakat bu tüzük çevredeki ormanların tahribatını önlemeye yetmemiştir. Filyos, Kızılkum, Mukada (Bugünkü Mugada), boğaz, Tarlaağzı, Amasra, Çakraz, Delikli Şile, Göçgün, Çambu, Tekkeönü, Kurucaşile ve Kapısuyu iskelelerinden, hem İstanbul’ a odun ve kereste sevkıyatı, hem de kömür ocaklarına direk yükleme işi yıllarca devam etmiştir.. Bu bilgilere göre Çakraz’ın bu yıllarda da önemli bir iskele konumunda olduğu anlaşılmaktadır.

            Zonguldak’ ta ocakları bulunan Ahmet Ali Ağa’ nın Amasra’ da Tarlaağzı’ nda ocak işleten akrabası Edhem Ağa’ dan 18 Kânunusani 1309 (18939 tarihli bir yazıda beheri 7 kuruştan muhtelif boyutta cidene tahtası istemesi ilginçtir. Edhem Ağa, Çakraz, Tekkeönü, Kapısuyu veya Cide’ den istene tahta ve keresteleri satın alarak bir tekneye yükleyip Zonguldak’ a gönderecektir.

            1896 da yayınlanan bir başka belge olan Kastamonu Salnamesi’nden elde edilen bilgilere göre çevredeki diğer iskelelerle birlikte Çakraz iskelesinin de işlek bir iskele olduğu anlaşılmaktadır.

            1906 yılına ait bir başka belgede de şunlar yazılıdır:

            “Çakraz iskelesinde sütun müteahhitlerine Maden-i Hümayun ocaklarının tehlikeden vikayesi için lüzum görülen maden direği için sevk ve irsali hususunda bendenizi bu kere Maden -i Hümayun Komisyonu Reis – i Bahriyesinden memuren Amasra’ya kadar geldim. Çakraz ve Göçgün ve sair iskelelere gitmek fikrinde isem de hava muhalefetinden dolayı yine Bartın yönüne gideceğimden, iskelelerde mevcut sütun var ise Hicaz Demiryolu i’ anesiyle Teçhizat- ı Askeriye i’ anesi verilmek ve orman rüsumu verilmeksizin sütunlarınızın sandallara tahmil ile sür’ at –ı seriyyede irsali konusunda gayret etmeniz tavsiye olunur.(4 Aralık 1906)”  

             1 Kasım 1910 yılına ait bir başka belgede de Çakraz ile ilgili olarak şunları okumaktayız:

            “Zonguldak Havzası’ nda komisyonculuk, müteahhitlik, vs yapan Rum Savvas N. Savvides’ in Amasra’ da Süleyman İsmail Ağa’ ya gönderdiği 1 KASIM 1910 tarihli mektupta, Amasra Cibayet memuru ( vergi toplama memuru) Mehmet Bey’ in Çakraz köyleri ahalisine 15 bin adet maden direği hazırlatması, bunun için Çakraz muhtarı ve imamı ile İhtiyar Heyeti’ nin imzalarını ve mühürlerini taşıyan bir dilekçenin Bartın Orman Memurluğuna gönderilmesinin sağlanması… bu direklerin sevki konusunda ise Amasra ve Çakraz kayıklarının kullanılması, uygun bir havada Çatalağzı’ na hava el vermezse Zonguldak limanına boşaltılması… Havalar düzelinceye kadar (yani kış boyunca) Çakraz halkının boş bırakılmayıp uygun çaplarda direk kesmelerinin gerçekleştirilmesi Amasra iskelesinde az sermaye ile iş yapan direkçilerin, şu sırada parasızlıktan darlığa düştükleri ve bu yüzden de ellerindeki mallarını münasip (!) (Yani düşük fiyatla) almanın mümkün olacağı, bunun müşterek çıkarları gereği olduğunu düşünerek alıp bir yere istiflemesi …”

            Köyün yaşlılarından elde edilen bilgilere göre bugün mevcut olmayan bu iskele Çakraz sahilinin doğu ucunda “Bokluca Kayası” denilen bir yerde inşa edilen ahşap bir iskeledir. Bu iskele 1935 – 1940 yıllarına kadar varlığını sürdürmüş. Bu iskeleden yüklenen maden direkleri Amasra ve Zonguldak’a, tuğlalar da yine Amasra ve Cide taraflarına gönderilirmiştir.

            Yine 1911 yılları ve sonrasında Birinci Dünya Savaşı devam ederken, Amasra Çakraz ve Tarlaağzı kıyılarının Rus savaş gemileri tarafından ablukaya alınmış olduğu, her gün birkaç Rus savaş gemisinin Tarlaağzı, Amasra ve Çakraz kıyılarını kolaçan ederek rastladıkları Türk teknelerini batırdığı Değerli Araştırmacı Necdet SAKAOĞLU tarafından belgelere dayalı olarak ifade edilmektedir.

 

İLGİNÇ BİR RİVAYET

Top Meydanı

            Çakraz’ daki eski karayolları şantiyesinin batı tarafında, Karakaçak Köyü’ ne doğru uzanan ve bugün ÖZDİLKURAL ailesinin bazı fertlerinin ikamet ettiği düzlüğe Top Meydanı denilir.

            Köy halkından derlediğimiz tarihi kesinliği olmayan bir rivayette, bölgenin Türklerin eline geçmeye başladığı dönemlerin başında Osmanlı Ordusu’ dan bir kısım askerin bu düzlükte konakladığı ve karargah kurarak toplar yerleştirdiği anlatılır. Bu sebeple bu düzlüğün adı Top Meydanı olarak kalmıştır.

 

TEKNE YAPIMCILIĞI

            Çakraz’ da daha sonraki yıllarda da, maden direği hazırlanması ve sevkıyatı devam etmiştir. Devam eden faaliyetlerden biri de yine tekne yapımcılığıdır. Ahşap tekne yapımcılığı Çakraz’ da 1960’ lı yılların ortalarına kadar devam etmiştir. Tekne yapımcılığında öne çıkan isimlerden biri Ali Gürpınar, diğeri de “Gandazlar” namıyla anılan ÖZMENLER’ dir.Ağırlığı 80 ton ile 250 ton arasında değişen muhtelif sayıda teknelerden  Ali Gürpınar tarafından yapılanların isimleri şunlardır:

Altın Dalga (120 ton)

Altın Dalga (180 ton)

Gül Ada (120 ton)

Rıza Doğan (250 ton)

Gülpınar (250 ton)

 

            En son yapılan iki tekne den birinin adı OKYAR, diğerinin adı da BANGOĞLU’ dur. Bu tekneler uzun yıllar çeşitli taşımacılık faaliyetlerinde kullanılmış olan büyük teknelerdir.

ELEKTRİK

           Çakraz’ a elektriği 1979 yılının sonunda gelmiştir. Bu zamana kadar Çakraz’ da kullanılan aydınlatma araçları gaz lambası, idare lambası ve Lüks (halk ağzında luküs) lambası gibi aydınlatma araçlarıdır.

            Bu arada elektriğin olmadığı o yıllarda Çakraz’ ın ilk Oteli olan ÇAKRAZ PALAS denilen işletmede jeneratör kullanıldığı öğrenilmiştir. Bu işletme o yıllara göre Çakraz için oldukça önemli bir işletmedir. Merhum Aslan Bey (Aslan KAYAŞİMŞİR) tarafından işletilmiştir. Bu bina halen sahilde Umut Otel’ in yanı başında ve izbe haline gelmiş metruk bir bina olarak varlığını sürdürmektedir. Bina şu anda Aslan Bey’ in torunu Aslan KAYAŞİMŞİR ve annesi tarafından konut olarak kullanılmaktadır.

ŞEBEKE SUYU

            1988 yılına kadar Çakraz’ da şebeke suyu yoktur. Halkın su ihtiyacı çeşmeler ve kuyulardan sağlanmaktadır. 1988 yılında da köye şebeke suyu bağlanmıştır.

            Çakraz’ ın turizmle tanışması da bu yıllara rastlar. Türkiye’de ev pansiyonculuğunun başladığı ilk yerlerden biri da Amasra ile birlikte Çakraz’ dır. 60’ lı yıllarda aralarında Zeki MÜREN ve Filiz AKIN’ ında bulunduğu birçok ünlünün Çakraz’ a gelerek tatil yaptıkları bilinmektedir.

            Yine tespit ettiğim bir başka ilginç ayrıntı da şudur. Yine 60’ lı yıllarda Çakraz’ da bir sinema faaliyet göstermiştir. Ahmet İNCEREİS tarafından işletilen bu sinemada jeneratör yardımıyla elde edilen elektrik enerjisi ile o yılların bütün sinema filmleri oynatılmaktaymış. Seyirciler kütüklerin arasına uzatılan uzun tahtaların üzerinde oturarak film seyrederlermiş. Bu sinemanın faaliyet gösterdiği bina bugün Çakraz’ ın Kurucaşile tarafından çıkışında köprüyü geçtikten sonra yolun sol tarafında bulunmaktadır. Tek katlı betonarme ve düz çatılı olan bu bina şu anda sahipleri tarafından depo olarak kullanılmaktadır.

 

KARAYOLUNUN YAPILMASI VE TAŞIMACILIK

            Çakraz’ ı Amasra’ ya bağlayan karayolu 1962 yılında ham yol olarak yapılmış ve 1974 yılında da asfaltlanmıştır.

            Karayolu yapılmadan önce halk Amasra’ ya motorlar vasıtasıyla deniz yoluyla ulaşırken Bartın’ a da yaya olarak giderlermiş. Çakraz’ dan Bartın’ a doğru giderken Çakrazboz Köyü üzerinden İnpiri  köyüne ve oradan da Uğurlar köyüne geçilir ve Taşköprü mevkiine varılırmış.

            Çakraz’ da karayolu taşımacılığı da 1963 yılında başlamış. 1962 de açılan ham yol kullanılarak gerçekleştirilen bu taşımacılık işine ilk olarak Mustafa GÜRPINAR başlamıştır. Chevrolet marka bir kamyonetle başlayan karayolu taşımacılığı 1967 yılından itibaren yine Mustafa GÜRPINAR tarafından hizmete sunulan otobüsle birlikte yük ve eşya taşımacılığına ek olarak yolcu taşımacılığı da başlamıştır. 1968 yılında yük ve eşya taşımacılığı faaliyetine iki tane Dodge marka kamyonla devam edilir. 1973 yılında ise yine Selahattin GÜRPINAR da Dodge marka bir kamyonetle taşımacılık faaliyetlerine katılır.

  

 

 

  

DİĞER TİCARİ FAALİYETLER

            Çakraz’ ın ilk otel işletmecisi olan Merhum Aslan Bey, ortağı olduğu gayrimüslim bir vatandaşla birlikte Ceviz ağacı kütükleri tedarik ederek bunları Çakraz’ dan İstanbul’ a sevk edermiş.

            Yine tuğla ve briket imalatçılığı ve kireç ocağı işletmeciliği de Çakraz’ da uzun yıllar yapılan ticari faaliyetlerden bazıları olarak ifade edilebilir.

            Tuğla ve briket imal etme faaliyetlerinde öne çıkan isimler de  yine Ali Gürpınar ve oğulları ile  “Gandazlar” (Özmenler) dır. Bu tuğla ocaklarında tuğlalar odunla ısıtılır ve imal edilirmiş. Gürpınarlara ait tuğla imalat yeri bugünkü CAFE GÜR aile çay bahçesi olarak geçen yer ve çevresidir. Özmenlerin briket yaptıkları yer ise bugünkü Sahil Motel yakınlarıdır.

            Kireç ocağı işletmeleri de Çakrazboz Köyü sahilinin batı ucundaki Ekincik burnu denilen mevkide bulunmaktaymış. Uzun yıllar işletilen bu kireç ocaklarından biri Çakrazboz Köyü’ nden Tahir ÖZDEMİR’ e diğeri de Çakraz’ dan da Mustafa GÜRPINAR’ a aittir. Bugün bu kireç ocakları yoktur. Yıllar önce faaliyetlerine son vermişlerdir.

KORSAN TACİZLERİ

            Çakraz 1930’ lu yıllara kadar Doğu Karadeniz bölgesi taraflarından gelen korsanların çeşitli taciz ve tehditleri altında kalmıştır. BU korsanlar yıllar boyunca Çakraz’ dan tehditle haraç toplamışlardır.Ahmet GÜRPINAR’ ın anlattıklarına göre bu korsanlar Çakraz’ a tütün balyaları getirip bırakırlar ve halktan bunları satmalarını isterlermiş.Dönüşlerinde bu tütünler satılsa da satılmasa da halktan kendi belirledikleri fiyat üzerinden parayı tahsil ederlermiş.

İKİNCİ DÜNYA SAVAŞI YILLARINDAKİ İLGİNÇ OLAYLAR

Misafir Mezarlığı

            İkinci Dünya savaşı yıllarında da Çakraz’ la ilgili derlediğimiz bir bilgi de  “Misafir Mezarlığı” denilen ve bugün ortadan kalkmış olan mezarlıktır. Bu mezarlığın ilginç bir hikâyesi vardır.

            Anlatılanlara göre İkinci Dünya Savaşı yıllarında denizden sahile vuran denizci cesetleri görülmüştür. Bu cesetlerin, üzerlerindeki üniformalardan anlaşıldığı üzere o yıllarda Karadeniz’de batan savaş gemilerinden denize dökülerek boğulan savaş gemilerinin mürettebatı olduğu görülmüş ve bu cesetler, şu anda Haşim YALÇIN’ işlettiği Aşiyan Otel’ inin arkasındaki yere gömülmüşlerdir. Bu yabancı askerlerin cesetlerinin gömülmüş olduğu yer daha sonraları misafir mezarlığı olarak anılmıştır. Bugün bu mezarların akıbetinin ne olduğu konusunda bilgi yoktur.

1968 DEPREMİ

            Çakraz’ın yakın tarihindeki en önemli olay şüphesiz ki, 1968 Bartın Depremi’dir.3 Eylül 1968 yılında Bartın ve çevresini etkileyen bu büyük deprem Çakraz ve çevresinde de önemli ölçüde hissedilmiş ve bu deprem sırasında çevredeki doğal yapıda da değişiklikler oluşturmuştur.

            Çakraz’ da bu depremi yaşayan görgü tanıkları, saat sabah 10 sıralarında meydana gelen deprem sırasında Çakraz’ın üzerini kızıl bir toz bulutunun kapladığını anlatırlar. Depremin olduğu sırada halkın büyük bir kısmının tarla, bağ ve bahçe işleri dolayısıyla dışarıda olması sebebiyle Çakraz’ da can kaybı çok düşük olmasına rağmen, evlere verdiği hasar çok büyük olmuştur. Depremin ardından gelen artçı sarsıntılar ve ardından başlayan şiddetli yağmur hayatı çok olumsuz etkilemiştir. Deprem sırasında Çakrazşeyhler köyünde 25 veya 30 evin yıkıldığı veya oturulamaz hale geldiği görülmüştür.

            Depremin ardından Çakraz’ da 15metre boyunda bir çadır kurulur ve kadınlar ve çocuklar bu çadırda kalırlar. Erkekler ise o zaman köyün tek otobüsü olan Gürpınarlara ait otobüsün içinde yatarlar. Daha sonra Kızılay tarafından verilen çadırlar dağıtılır. Prefabrik evler yapılır. Bu prefabrik evlerden bazıları sahipleri tarafından halen konut olarak kullanılmaya devam etmektedir.

Bu deprem sırasındaki tektonik hareketliliğe bağlı olarak sahilin batı tarafında deniz kıyısının 65 -70 cm, hatta bazı kesimlerde 1 metre kadar yükseldiği; daha öce su altında olan bazı kayalıkların su üstüne çıktığı görülmüştür. Bu sırada sahil 15 – 20 metre kadar genişlemiştir. Sahilin doğu tarafında ise kayda değer hiçbir değişme olmamıştır. Çakraz’ ın güneyindeki Topallar Köyü’nün doğusunda kalan vadinin içinde kayaların parçalanarak vadinin tabanına yuvarlanması sebebiyle akarsuyun akış yönünde önünün tıkanması sonucunda yapay bir gölet oluşmuştur. Bu yapay gölet daha sonraları halk ağzında “baraj” olarak isimlendirilmiş ve öyle kalmıştır. Bugün bu doğal göletten sadece bataklık ve sazlık bir alan kalmıştır. Depremde oluşan setle biriken suyun sonraki yıllarda bir şekilde kaçması sonucu gölet yok olmuştur.

Bozköy’ ün batısındaki Karabalçık dağının kuzeye bakan yamacındaki Balcı Kayası denilen yerden büyük parçalar koparak deniz tarafına yuvarlanmıştır. Bu kayaların yuvarlandığı sırada, Ekincik Burnu denilen Çakrazboz Köyü sahilinin batı tarafındaki yamaçta Bozköy’ den Çolakların Celil ve İhsan’ın babaları olan Ahmet ÇILGIN yuvarlanan kayaların altında kalarak hayatını kaybetmiştir. Kemikleri de bir yıl sonra yine aynı bölgede kayalıkların arasında tesadüfen bulunmuştur. Çevredeki köylerden Aliobası köyünde de birkaç can kaybının yaşanmış olduğu elde edilen bilgiler arasındadır.

Çakraz’ın girişinde de yolun yarıldığı görülmüştür.

ÇAKRAZ’ DA GÖREV YAPAN MUHTARLAR

Çakraz’ da şimdiye kadar görev yapmış olan köy muhtarlarının isimlerini tespit ederken 1945 yılına kadar gidebildik. Buna göre, bu tarihten itibaren görev yapan muhtarların isimleri şunlardır:

Rıza ÇONTUK

İbrahim Ağa (Şimdiki muhtar Cengiz KOÇER’ in dedesi)

Murat ÜNAL (Kopukların Efe Murat)

Lütfü YALÇIN

Hasan ÖZMEN (Ali ve Kenan ÖZMEN’İN babaları Gandazların Hasan)

Rıdvan ÖZMEN

Cengiz KOÇER

 

 

SİVAS VE TOKAT İLLERİNDE BULUNAN VE ÇAKRAZ İSMİNİ TAŞIYAN KÖYLERLE İLGİLİ SON BİLGİLER

     Yapmış olduğumuz bir  araştırmanın sonuçlarına göre, birisi Sivas İlinin Yıldızeli ilçesine 26 km uzaklıkta ve diğeri de Tokat ilinin Reşadiye ilçesine 6 km uzaklıkta olmak üzere, Çakraz adını taşıyan iki yerleşim yeri bulunmaktadır. Bunlarla ilgili olarak toplanan bilgiler şöyledir.

SİVAS/ Yıldızeli  -  Çakraz

Resimler Hayati KAYHAN - (http://yolkaya.sitemynet.com  )' dan alınmıştır

Sivas İli' nin Yıldızeli ilçesine bağlı ve ilçeye 20 km uzaklıkta bir köy olan ve sonradan adı Yolkaya olarak değiştirilen Çakraz Köyü' nün, 480 hane ve 1876 kişilik bir nüfusa sahip olduğu öğrenildi.

Köyde İlköğretim okulu, köy konağı, Sağlık evi, cami, imam evi bulunuyor. Ayrıca kapalı şebeke içme suyu, kanalizasyonu, sulama kanalı da olan köy, 1999 yılında İlçede örnek köy olarak seçilmiş. Geçim kaynakları, tarım, hayvancılık olan köy aynı zamanda da bir orman köyü özelliği taşımaktadır. Ayrıca köyden çok sayıda vatandaş, yurt dışında işçi olarak çalışmaktadır. İlk yerleşimi Türkler tarafından oluşturulan köyün bazı sosyal ve kültürel özellikleri köyümüze benzemektedir. Köyde bazı telaffuzlar aynı  buralardaki telaffuza benzemektedir. Söz gelimi, bazı isimlerin telaffuzu aynıdır:                                                     

Ayşe = Anşa,  Pembe = Pempe,  Rıza = Irıza

        Yemek türleri içinde de MIHLAMA bulunmaktadır ki, bu yemek de aynı isimle burada yapılmaktadır.

        Köy yeşillikler içinde ve bu yönü ile de Çakraz' ın batıdaki şeyhler sırtlarından görünümüne çok benzemektedir. Pek yakında bu köyle ilgili diğer bilgiler ve resimler bu sayfada yayınlanacaktır.

       TOKAT/ Reşadiye - Çakraz

Tokat' ın Reşadiye ilçesinde bulunan Çakraz Köyü'nden görünüşler.

(Resimler http://cakraz.tr.cx sitesinden alınmıştır)

            TOKAT' ın Reşadiye ilçesine bağlı Çakraz Köyü ise, Reşadiye İlçesi'nin Bereketli Beldesinin 6 km batısında yer  almaktadır. 250 -300 hane olan köyde şu anda 80 - 90 hanenin köyde yaşadığı öğrenildi.Bir internet sitesinden elde edilen nüfus bilgilerine göre,1997 yılında 2460 olarak belirtilen nüfusun aynı sitede 2000 yılı sayım sonuçlarına göre 439 kişiye düşmüş olduğu görülmekte. Bu duruma göre, eğer bu bilgilerde bir yanlışlık yoksa, köyün dışarıya göç veren bir köy olduğu ve bu göçün de çok geniş boyutta olduğu anlaşılmaktadır. Ayrıca köyde sağlık evi,   11 derslikli ve 5 öğretmenli bir ilköğretim okulu ve PTT acentesi bulunmaktadır. Köyün  içme suyu ve kanalizasyon şebekesine de sahip olduğu alınan bilgiler arasındadır.

            Ekonomisi önemli ölçüde tarım ve hayvancılığa dayanan köyde  özellikle hayvancılık önemli gelir kaynakları arasındadır. Köyde 1000 büyükbaş, 5000 küçükbaş olmak üzere 6000 hayvan beslenmektedir. En çok ekilen ürünler buğday, arpa, fiğ ve patatestir. Köy halkının gelir seviyesinin düşük olması nedeniyle çiftçilik modern bir şekilde yapılamayıp tarımda kullanılan araç ve gereçler yeterli olmamaktadır.

Köydeki sülale isimlerinden Kâhya oğulları ismi, bizim köyümüzde de bulunmaktadır.

             Bu köylerle ilgili yeni bilgiler elde edildikçe sitemizde bu bilgiler derhal yayınlanacaktır.

 

MİTOLOJİ

 

Çakrazlılar yaratıcılıklarını mitolojide de göstermişlerdir. Üretilen mitlerde yüzyılların solduramadığı bir güzellik ile hayata ilişkin sembolik manalar vardır. Denizin egemenliği, ortak kaygı ve zevkler, doğal oluşumlar yaratıcılığın kaynağını teşkil etmiştir. 

 

ŞİMAL YILDIZI

 

Hikaye burada yaşayanların hayvan sevgisini simgeler. Bir gün Sesamos’tan gelenler balıkçıdan yunus balığı satın alarak tekrar denize atarlar. Doğduğu ortama geri dönen yunus yaşamaya başlar. Gel zaman git zaman Erythinoi’lerin bindiği yelkenli aniden oluşan fırtınada batar. Yunus balıkları denize düşenlerden birinin boğulmasını önlerler. Şimal Yıldızını izleyerek karaya çıkarırlar. İşte bu kişi yaşama devam eder. Her canlı gibi o da ihtiyarlar ve ecel ölümüyle ölür. Yakınları ve köylüleri büyük bir cenaze töreni hazırlar. Cenaze alayı Çakraz körfezini boydan boya geçip mezarlığa ancak varabiliyordu. Körfezden geçiş esnasında yunusların denizde atlayarak cenaze alayını selamladıkları söylenir.  

 

ÇAKIR KIZ

 

Çakraz’ın köylerinden birinde gözlerinin renginden dolayı Çakır Kız lakabıyla anılan genç kız büyüyüp serpildiğinde delikanlıların ve zengin erkeklerin gözdesi olur. Onunla, yaşıt bir çok kişi evlenmek ister. Fakat ailesi olgun yaşta olmadığını mazeret göstererek teklifleri geri çevirir. Hüsrana uğrayanlar kız hakkında dedikodu çıkartırlar. Söylenenler gerçekten ağır niteliktedir. Başta aile dedikodulara pek kulak asmasa da, evin reisi olan baba kahır içine düşer. Lafları kaldıramaz. Netice de Çakır Kızı katletmeğe karar verir. Konu için en uygun yerin Karacakaya civarı olabileceğini düşünür. Tanyeri ağarırken yola koyulup anılan yere varırlar. Soluklanmaları bitmeden Çakır Kız ve babasının etrafını karacalar sarar. Karacaların kimi babaya kimi de kıza bakar. Bu durum karşısında baba sevgi içinde kalır. Ceylan bakışlı kızına kıyamaz. Köylülere duyduğu kinden hiçbir şey kalmaz. Köye dönmek yerine orada yaşamaya karar verir. Gel zaman git zaman karacalarla dostluk kurulur. Keklik eti yiyerek karınlarını doyururlar. Oralara gelenlere yardım ederler. Çobanların kaybolan kuzularını bulurlar. Susayanlara su temin ederler. Çakır kız babasına neşe saçsa da köyden geliş nedenlerini unutamaz. Her şeyi derin derin düşünür. Neticede verem olup yatağa düşer. Baba yiyecek aramaya gittiğinde hüngür hüngür ağlar. Kızın gözyaşları görünmesin diye, yavru karacalar siler. Kız sonunda ölür. Babası derin bir mezar kazıp onu defneder. Ardından orada kalacak cesareti kendinde göremez ve köye döner. Dedikodular canlanmasın diye kızını kestiğini ilan eder. Bu seferde iftira edenler vicdanlarıyla baş başa kalırlar. Söylediklerini vicdanları kaldıramaz. Birer birer ölürler. Bundan böyle her kim Karacakaya’ya yalnız giderse bazen atlı, bazen de yalnız vaziyette güzel bir kız gördüğünü ve o kızın kendine yardım ettiğini söyler.

ÖNEMLİ UYARI

Sitemizde yayınlanmakta olan tüm haber, bilgi ve resimler aksi belirtilmedikçe  , izin alınarak ve kaynak belirtilerek ticari olmamak şartıyla kullanılabilir.

 

 

TEŞEKKÜR

     Bu sayfada yer alan mitoloji ile ilgili bilgiler Bartın İl Turizm Müdür Vekili sayın İsmail AKTAŞ'ın Çakraz' la ilgili bir çalışmasından derlenmiştir.

Bu sebeple kendisine teşekkür ederiz.

 

ÖNEMLİ UYARI

Sitemizde yayınlanmakta olan tüm haber, bilgi ve resimler aksi belirtilmedikçe  ticari amaçla  kullanılmamak şartıyla, izin alınarak ve kaynak belirtilerek kullanılabilir